İtalyan Kraliyet Donanması (Regia Marina) Bölüm 2

 

Bir zamanların Türk gölü olan Akdeniz’de Barbaros Hayreddin Paşa ve çağdaşları hem bir misyon (İslam dinini yayma/Cihat) hem de yağmacılık ve tüccarlık faaliyetleriyle uğraşıyor, tüm bunların sonucu muazzam başarılar, keşifler ve düşman üzerinde büyük bir korku faktörü yaratıyordu. O zamanlar keşfedilen Amerika’dan yani “Yeni Dünya”dan Mısır’ın en ücra köşelerine, İspanya ve Fransa kıyılarını adeta süpüren ve ganimetleriyle herkesi kıskandıran Osmanlı’dan geriye pek bir şey kalmamıştı. İlerleyen yüzyıllar içerisinde Türk gölü olmaktan çıkıp artık diğer büyük güçlerin hakimiyeti altına girecekti. Akdeniz, tartışmasız 1. Dünya Dünya Savaşının kazanan taraflarından bir tanesi olan Büyük Britanya İmparatorluğunun en güvendiği alanlardan bir tanesi haline gelmişti. 2. Dünya Savaşı patlak vermeden önce Akdeniz’in en stratejik 4 noktasından 3 tanesini elinde bulunduruyordu. Karadeniz’in kapılarını açan İstanbul Boğazını saymazsak, Cebeli Tarık boğaz, Malta ve Mısır bölgesinin güvenliği tartışmasız şekilde İngilizlerin elindeydi. Mussolini önderliğindeki İtalya, ilk etapta Etiyopya’yı işgal etmiş ve bunun verdiği güçle kendini İmparator olarak lanse ettirmekteydi. İkinci Dünya Savaşı için dünyanın her yerindeki neredeyse tüm ülkeler muazzam bir silahlanma yarışı içine girmişken ve savaş önünde sonunda patlayacağı kesinleşmişken, Mussolini, Akdeniz’deki en büyük rakibinin İngiliz’ler olacağını çok iyi biliyordu. Esas sorulması gereken soru da tam bu noktada başlıyordu; Peki Regia Marina bu savaşa hazır mıydı?

vittorio

[Ağustos 1940] Önde Littorio ve Vittorio Veneto operasyonda. İki gemi de atış tatbikatı esnasında.

İTALYAN DENİZ STRATEJİSİ VE SAVAŞ GEMİLERİNİN ROLÜ

İki savaş arasında, Regia Marina daha çok Fransız donanması rakip ve denk olarak görülmekteydi. 1930’lu yıllardan itibaren Mussolini İtalya’sının genişleyici politikaları, yakın gelecekte Büyük Britanya ile de çatışmaya gireceği kaçınılmaz bir hal almaktaydı. 1940 Haziranında İtalya, Fransa ve İngiltere’ye savaş ilan ettiğinde Regia Marina bu savaşa hazırlıklı değildi. Aslında detaylı olarak incelendiğinde teknik üstünlükleri dönemin diğer deniz-süper güçleri kıyaslamasında asla geride kalmayan Regia Marina, Mussolini’nin kazanan tarafta yer aldığına dair yoğun propagandası ve hazırlıkların tamamlanmadığını önemsemeden savaşa girmesi, donanmanın çok büyük zayiata uğrayacağının da sinyallerini veriyordu. Bir kısmı 1. Dünya Savaşından kalma, birkaç tanesi de savaş arası dönemde yapılan sadece birkaç savaş gemisi (rakip güçlere kıyasla) Cebeli-Tarık’dan Mısır’a oradan da Etiyopya bölgelerini koruyabilecek, konvoylara eskortluk edebilecek ve çıkabilecek çatışmalarda riske edebileceği büyüklüğü olmayan bir halde olması Regia Marina’yı oldukça defansif bir strateji izlemeye yöneltmiş ve sonucunda da pek kayda değer başarı yakalanamadan 1943 yılında topyekun yıkım, işgal ve kaos ortamıyla İtalya kendi içerisinde savaşı bitirmişti.

Regia Marina’nın denizlerde defansif strateji izlemesinde İtalyan denizcilik endüstrisi ve verimliliğinin düşük olmasının yanı sıra donanmayı destekleyecek hava gücünden yoksun olması da çok büyük bir dezavantaj oluşturmaktaydı. Bu açıdan bakıldığında Amerika – Britanya ve Japon İmpratorluk donanmalarının binlerce irili ufaklı adadan oluşan ve uçsuz bucaksız büyüklüğüyle Pasifik Okyanusundaki çabaları, deniz gücü ile beraber kombine bir hava gücünün de olmasının hayati bir önem taşıdığının göstermekteydi.

Regia Marina yapımı ve ömrü esnasında geçen kısa yıllar içerisinde asla uzun menzilli ağır görevleri kaldırabilecek bir yapıda inşa edilmemişti. Köklü bir denizcilik geleneğine sahip olan İtalya’nın dretnot ve zırhlı savaş gemileri, kruvazörler, denizaltı ve hava gücü kombineli topyekün bir stratejiye sahip oldukları söylenemez. Tüm bu olumsuzluklara ek olarak özellikle 1943 yılına doğru baş gösteren yakıt kıtlığı nedeniyle gemiler ya limanlarda hava savunma bataryaları şeklinde bekletildi veya kısa mesafeli devriye görevlerinde bulundular. Tüm bunlar, savaşın başlamasından önceki beklenen Britanya donanması ile boy ölçüşmesi beklenen Regia Marina’nın birkaç çatışma dışında direkt olarak rakip olmadığı anlamına da gelmektedir.

İTALYAN SAVAŞ GEMİSİ DOKTRİNİ

İtalyan savaş gemilerinin ortak özelliklerinden bahsetmek gerekirse, öncelikle olarak zırhlarının rakiplerine göre oldukça zayıf olması denebilir. Dönemin diğer süper-deniz güçlerinin savaş gemileri ile kıyaslandığında bu durum bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Zayıf zırha sahip olan gemiler yakın mesafe çatışmalarına girmekten kaçınması da stratejinin bir parçasıydı. İtalyan savaş gemileri oldukça uzun ve en iyisi diyebileceğimiz isabete sahip ana batarya toplarına sahipti. Bu da uzak mesafelerden düşmana isabetli atışlarda maksimum zarar verip ardından savaş meydanını terk etmekten geçmekteydi. Üçüncü ortak özellik olarak dönemin diğer savaş gemilerine kıyasla çok daha hızlıydılar, bu da hem fazladan manevra kabiliyetini, düşmanı takip kolaylığı ve aynı zamanda da daha kolay kaçış imkanı demekti.

İtalyan doktrinine göre, düşman gemisi tespit edildikten sonra nişancı ilk önce tahmini bir atış yapar ve ardından gelen atışlarda da daha isabetli olması hedeflenir. Bu atışlar esnasında uzak mesafeyi korumak birinci kuraldı. Regia Marina savaş gemilerinin topları ve tecrübeli nişancıları uzun mesafe atışları için oldukça şöhretliydi ancak gelişen radar teknolojisi ile İtalyan gemilerinin sahip olmadığı bu radar avantajı, özellikle Britanya donanması için, İtalyan gemilerinin tespiti, mesafe tespiti ve atış isabeti konusunda çok daha iyi bir noktaya getirmiş ve eski usul İtalyan doktrini artık iş görmemeye başlamıştı. Ayrıca kötü hava şartlarında savaş alanından ayrılma kuralına sahip olan İtalyan doktrinine ters olarak, en kötü deniz şartlarında dahi radar teknolojisine sahip olan Britanya gemileri, Regia Marina savaş gemilerini kolaylıkla bulabiliyor, yakın mesafelere gelerek zaten zayıf olan zırhlarından oldukça ciddi zararlar veren atışlar yapabiliyordu. Radar teknolojisinin eksikliği, özellikle gece çatışmalarında Regia Marina için adeta bir kabus olacaktı.

İTALYAN SAVAŞ GEMİLERİ SİLAHLARI

İtalyan savaş gemilerinin ana bataryaları kağıt üzerinde oldukça etkileyici değerlere sahip olsa da pratikte hiç de öyle olmadıkları tecrübe edilmişti. Toplar, muhteşem menzile ve inanılmaz nüfuz (penetrasyon) değerlerine sahipti. Ancak bu yeni 15 inçlik toplar savaş esnasında hiçbir düşman gemisini batıramadı. Oldukça yüksek namlu çıkış hızına sahip olan bu toplar, zamanla salvo dağılımına sebep olmaktaydı. Atışlar, ön görülen noktadan sapıp farklı bir açıda havada yol almaktaydı. 15 inçlik toplarında ortalama namlu ömrü 120 atış civarındaydı ve bu diğer rakip ülke toplarına göre oldukça düşük bir rakamdı. Salvo dağılımı, üretim esnasında nizami ölçülerden sapmaya uğramış top mermilerinden de kaynaklanmaktaydı. Regia Marina’nın 4 eeski savaş gemisinin sahip oldukları 12.6 inçlik toplarda oldukça fazla bu problemle karşılaşmaktaydı ve üstelik o topların namlu ömrü sadece 150 atış kadardı.

Ana bataryaların atış kontrol üniteleri, 1. Dünya Savaşından sonra kendi sistemlerini terk edip, İngiliz’lerden lisansını satın aldıkları Barr ve Stroud sistemini kullanmaktalardı. Bu lisanslı sistem üretime geçirilip ilk etapta modernize edilen Cavour ve Duilio sınıfı gemilere monte edildi. Mesafe, optik olarak figüre ediliyor ve böylece hesaplaması yapılabiliyordu. Mesafe tespit cihazları atış hesaplama hatalarını önlemeye yönelikti, atış kontrol sorumlusu tespit odasına gerekli düzeltmeleri bildiriyor ve bir sonraki atış için daha kusursuz bir ortam oluşturulmaktaydı. 5 farklı metodun birleşiminden oluşmaktaydı; mesafe, hedefin hızı, hedefin rotası, hedefin doğrusallığı ve mesafe oranı. Her atış sonrası bir sonraki için direktifler verilmekte ve bu sayede stratejinin temelini oluşturan uzak mesafeden isabetli atışlar kuralını desteklemeye çalışılmaktaydı. İtalyan gemileri isabet konusunda çok iyi olsalar da hiçbir zaman salvo dağılım problemlerini çözemediler.

İkincil bataryalar ise genel olarak oldukça vasattı. İtalyanlar ağır ikincil bataryaların tasarımın önemli bir parçası olduğunu düşünmüşlerdi. Ancak gemiler çift amaçlı kullanılan bataryalara sahip değildi, deniz ve hava hedefleri için ayrı konumlanmış bataryalar savaş etkinliğini de olumsuz olarak etkilemekteydi. Cavour sınıfında kullanılan 4.7 inçlik toplar çift taretliydi ancak maksimum 42 derece yüksekliğe bakabiliyordu; bu da çift amaçlı top olarak kullanılmasını engellemekteydi. Duilio sınıfında ise 5.3 inçlik toplar üçerli tarete sahipti, etki mesafeleri aynıydı dağılım oranları 4.7 inçlere göre daha iyiydi.

4.7

Hava saldırılarına karşı İtalyan savaş gemilerinin çok hazırlıklı olduğu da söylenemezdi. Atış kontrol sistemleri de oldukça vasattı. İşlevsiz atış açılarına sahip olan silahlar, hava hedeflerine karşı hiçbir zaman tehlike oluşturmadı. Cavour sınıfın ait 3.9 inçlik Model 1928 çiftli silahlar 1910 Skoda dizaynı temelliydi ve performansları modern savaş uçaklarına karşı hayli etkisiz kalmaktaydı. Duilio ve Vittorio Veneto sınıfı gemilerde ise harikulade 90 mm’lik tam stabilize, dakikada 12 mermi atabilen toplara sahipti. Ancak bu topların en büyük problemi de tutukluk yapmasıydı ve bundan kaynaklı etkinlikleri sınırlı kalmaktaydı. Özetle uzun mesafe hava hedeflerine karşı İtalyan gemilerinin savunmaları sınıfta kalmıştı.

Savaş gemilerinin hafif hava hedefleri silahlanması da oldukça vasattı. Tekli ve çiftli olarak üç sınıfta da kullanılan 37 mm’lik toplarda yüksek düzeyde titreme problemi meydana gelmekteydi ve bu da isabeti oldukça düşük hale getirmekteydi. 20 mm’lik çit silahlar ise hem yükselme hem de dönüş hızları bakımından çağın modern hava hedeflerine ayak uydurabilecek çevikliğe sahip değildi ve bu hava hedeflerini vurabilmek için oldukça yavaş kalmaktaydı.

armamaent

arm2

arm3

İTALYAN SAVAŞ GEMİLERİ RADARI

Şu ana kadar sayılan tüm olumsuzluklar içerisinde belki de en büyüğü olan Radar dezavantajı, ilk yazımızda bahsettiğimiz, Regia Marina’nın “İyi hava donanması” sözünü destekler nitelikteydi.Savaş başladığı dönemlerde İtalyan elektronik endüstrisi radar üretecek seviyede değildi. Hiçbir İtalyan savaş gemisi 1942 sonlarına kadar Radar teknolojisine sahip olamayacaktı. Bu dönem içerisinde direkt rakipleri olan Kraliyet Donanmasına ait gemilerin (hatta deniz uçaklarının) sahip oldukları radar teknolojisi deniz savaşının seyrini bir anda değiştirmişti. Eylül 1943’de İtalyan’lar teslim olmadan önce sadece 12 set EC.3 “Gufo” (Owl-Baykuş) kod adlı radar sistemi montajı yapılabilecekti. Ancak bu radarlar dahi müttefiklerin aship oldukları radarlara kıyasla oldukça ilkel kalmaktaydı. Özellikle radar destekli atış kontrol sistemi hiçbir zaman aktif halde kullanılamadı.

Teknik Verileri

Tip: Erken uyarı radarı

Frekans: 400 – 750 Mhz

PRF 500 Mhz

Dalga Boyu: 6 derece yatay 12 derece dikey

Menzil: 25-80 km

Güç: 10 Kw

radar_fuciliere

 

____________________

İtalyan donanması hakkında ilk yazıyı okumak için buraya tıklamanız yeterli olacaktır.

______________________

Regia Marina’nın üçüncü yazısında görüşmek dileğiyle.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s