TCG Yavuz Muharebe Kruvazörü – SMS Goeben (1. Bölüm)

Yavuz Muhabere Kruvazörü, toplumun konuşma dilinde Yavuz Zırhlısı, ülkemizde o zamanlar en kenar köylerde bile duyulmuş, yakın tarihimizin olayları arasında yer almış, onların bir kısmını yaratmış, halk arasında efsaneleşmiş bir savaş gemimizdi. Tarihte böylesine derin izler bırakmış başka bir örnek gemi yoktur. Denizle ilgisi olmayan iç yörelerin kahvehanelerini süsleyen eşyaların başlıcası Yavuz’un taş basması resimleri ve büyütülmüş fotoğraflarıydı. Geminin toplum içinde abartılı öyküleri ile adına şiirler yazılmış, şarkılar bestelenmiştir. Abartıları bırakıp gerçeğe baktığımızda da Yavuz’un, zamanının ve sınıfının en ileri teknolojisine sahip güçlü ve çok sağlam gemilerinden biri olduğunu görürüz.

Bazıları ise nedense Yavuz’a yakınlık duymaz. Bunlara katılan denizcilerimiz de, sayıları az da olsa vardır. Karşı olanlara göre Yavuz, Osmanlı Devleti’ni harbe sokmuş, dolayısıyla yıkılmasının sebebi olmuş gemidir. Hatırlanmalıdır ki, Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu (İttifak Gr.) arasında 2 Ağustos 1914’te imzalanan gizli anlaşmanın 2. maddesine göre Almanya, Rusya ile harp haline geçerse, Osmanlı Devleti de harbe girmiş olacaktı. Gizli anlaşmanın imzalanmasından bir gün önce ise (1 Ağustos 1914) Almanya’nın Rusya’ya harp ilan etmiş olduğu hükümetçe biliniyordu. Osmanlı hükümetinin asıl çabası harbe girmemek değil, hazırlıklar çok yetersiz olduğundan “silahlı tarafsızlık” ilan ederek zaman kazanmak, harbe geç girmekti. Osmanlı Devleti Balkan Harbi’nde kaybedilenlerin, özellikle Ege Adalarının kısmen de olsa kazanılması gerekliliğini düşünüyordu. Üçlü İtilaf (Anlaşma) devletlerine gelince; kendi çıkarları için Osmanlıların tarafsızlığını uygun görüyorlardı. Böylece onu içlerine almadan harbin bitişine kadar idare ederek aralarında bölüşme ana fikrine sahiptiler. Almanların 1914 Ağustos sonunda Doğu Cephesinde Ruslara karşı kazandıkları Tannenberg ve Mazorya Gölleri meydan muharebesine rağmen Batı Cephesindeki Marne Irmağı başarısızlığı (1914 Eylül) onları zor duruma soktu. Osmanlı Devleti’nin gecikmeksizin harbe girmesi için ısrar etmeye başladılar. Gelecek askeri harekatı iyi değerlendirebilen az sayıda asker ve siyasetçiler de harbin sonucu hakkında gerçeğe uygun düşünceler oluşmuştu. Bunların başında o zaman kurmay yarbay rütbesinde bulunan Mustafa Kemal geliyordu. Harbi İttifak grubu kazanırsa Osmanlı Devleti Alman güdümünde bir sömürge halinde yaşayabilecek fakat itilaf grubunun kazanması durumunda kesinlikle bölünecek ve ve yok olacaktı. Harp kazanılmış olsa idi dahi, yukarıda belirtildiği gibi, tarihsel akış içindeki genel durum itibarıyle Osmanlı Devleti’nin sonu gelmişti. Bundan dolayı devletin bir gemi vasıtasıyla yıkılışa yönlendirilmesini düşünmek saflıkla karışık bir duygusallığın ötesine geçemez. O geminin ön planda bulunduğu ya da daha sonra içinde yer aldığı olumlu-olumsuz önemli olayların askeri, siyasi, diplomatik ve adli etkiler yarattığı doğrudur, ama köklü bir devletin çöküşünü anlatmak ancak tarihin derinliklerine inmekle olur ve her şeyi, gemileri de yöneten, yönlendiren insandır. Goeben/Yavuz’u farklı yönlerden ele alırsak, Osmanlı döneminde şunları görebiliriz:

Alman Akdeniz Tümeni (Grubu-Skuadronu) Balkan Harbi’nin Osmanlılar aleyhine dönmesi ile ilgili olarak kurulmuştur. Sonra da Akdeniz’de kalmayı sürdürmüştür. SMS Goeben (SMS: Seiner Majestat Schiff / Majestelerinin Gemisi) 1912-1914 yılları arasında Alman sancağını Akdeniz’de gezdirmiş, Akdeniz ülkelerinin limanları arasında, Amiral Souchon’un kişiliği ve Alman denizcilerinin olumlu davranışlarıyla bir diplomasi ağı oluşturmuştur. O günlerde grubu oluşturan iki gemiye, SMS Goeben ve SMS Breslau’ya diplomat gemiler denilmiştir. Sancak gemisi Goeben ayrıca güzel görünümü, seri atış yeneteği ve yüksek hızı ile İngiliz ve Fransız filolarını daima üzerinde düşünmeye sevk etmiştir. SMS Geoeben, Osmanlı Donanması’na 16 Ağustos 1914’te Yavuz Sultan Selim adıyla katıldıktan ve Rusya ile harbe girildikten sonra Rus Karadeniz Filosunun uzunca bir süre korkulu rüyası olmuş, Ruslar “Impratritza Marija” (İmparatoriçe Maria) sınıfı dretnotlarını hizmete soktuktan sonra dahi Yavuz’dan çekinmeye devem etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti dönemine baktığımızda ise şunları görebiliriz:

Başlangıçta üst düzeydeki bazı askeri kesimler, donanmanın büyük gemiler yerine küçük gemilerden, çeşitli botlardan, belki birkaç denizaltı gemisinden ve yardımcı gemilerden kurulmasının yeterli olacağı görüşündeydiler. Marmara Denizinde veya diğer kıyı bölgelerimizde görev yapacak deniz birliklerimizin “Nihayet o bölgeden sorumlu bir kolordu komutanlığına bağlı olarak çalışacağı” düşüncesi vardı. Yavuz’un onarılarak yeniden hizmeti alınması hakkında fazla konuşulmuyordu. Atatürk ise Türk donanmasını her yönden güçlendirmek istiyordu. Geniş kıyıları olan Cumhuriyet’in “mükemmel” ve “kaadir” bir donanmaya “malik” olması O’nun başlıca amaçlarından biriydi. Atatürk yukarıda belirtilen sınırlı görüşlerle kişisel olarak mücadele etmiştir. Denizcilerle birlikte bulunarak, harp gemileriyle geziler yaparak, donanmaya bizzat tatbikatlar yaptırarak onları yüceltmiş, isteklerini, tekliflerini, yakınmalarını kendilerinden dinlemiş, bu husularda hükümet ve genelkurmay ile de daima bağlantılı olmuştur. Ayrıca denicilerimizi, Osmanlı döneminden başlayan ve istiklal harbimizin kara ağırlıklı olmasından kaynaklanarak süren karacı üst komutanların bazı müdahale ve baskınlarından kurtarma hususunda da Atatürk’ün çabaları görülür. Yukarıda belirttiklerimizi Yavuz’a bağlarsak; bu gemi 1927-1930 yılları arasında gördüğü büyük onarımdan adeta yepyeni halde çıkarak Cumhuriyet donanmasının belkemiğini oluşturmuş, yeni muhripler, denizaltı gemileri, hücumbotlarıyla birlikte çevrede bir denge, saygı unsuru olmuş, caydırıcı güç olarak barışı sağlamış, Türk denizciliğine şeref kazandırmıştır. Önemli ve a bilinen bir diğer hususa da değinmeden geçemeyiz:

20. yüzyıl başından itibaren, özellikle drednot (Dreadnought) dönemine girilmesiyle donanmalar muharebe gemisine sahip olup olmadığına göre sınıflandırıldı. Muharebe gemisi bulunmayanlar kıyı savunma donanmalarıydılar. Muharebe gemisi veya kruvazörü olanlar, küçük de olsa, “savaşma (muharebe) güçlü” esas donanma demekti. II. Dünya Harbi’nden önce dünyadaki muharebe güçlü donanma sayısı 11’di: ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya (1933’den sonra), Türkiye, Şili, Arjantin, Brezilya, Sovyetler Birliği ve Japonya. II. Dünya Harbinden sonra ise muharebe güçlü donanmalar 9 ülkeye aittir: ABD, İngiltere, Sovyetler Birliği, Fransa, İtalya, Türkiye, Arjantin, Brezilya ve Şili donanmalarının bu sınıflandırması muharebe gemilerinin devrini tamamlayıp sahneden çekiliş zamanı olan 1960-1970 yıllarına kadar sürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti Donanması TCG (Türkiye Cumhuriyeti Gemisi) Yavuz’un kifayetli varlığı ile, doğru yönetilebilen kafalarla muharebe güçlü donanma halinde her şeyin harple kazanılmayacağını göstermiştir.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s