Akdeniz’in En Tehlikeli Yırtıcısı: Hamidiye

1913’te Balkan Savaşı’nın karanlık günlerinde, Akdeniz’de tek bir Türk gemisi dünyayı ayağa kaldırdı. Rauf Bey (Orbay) komutasındaki Hamidiye; 8 aya yakın bir süre boyunca düşman gemilerini vurdu; sahillerine baskınlar yaptı, vur-kaç harekatıyla büyük zayiat verdirip İstanbul’a döndü.

hamidiye

Sınıfı: Muhafazalı Kruvazör

Yapıldığı yıl ve yer: 1903-İngiltere

Ağırlık: 3805 ton

Uzunluk: 111.8 m

Genişlik: 14.5 m

Saatteki hızı: 22 mil

Silahları: 2 x 150mm L/45 silah
6 x 120mm L/50 silah
2 x 46mm L/50 silah
2 x 36mm silah
2 x 457mm torpido tüpü

Mürettebat: 310 kişi

Yakıt: Kömür

“Şüphe yok ki ben, Koca Barbaros’un bir dümen neferi olamam” diyen Rauf Bey, 1905 yılında II. Abdulhamit tarafından ABD’ye gönderilmiş, daha sonradan paşalık rütbesi verilen Amerikalı denizci danışman Bucknam Bey’le birlikte burada tersaneleri ve gemileri incelemişti. Rauf Bey’in Akdeniz’deki başarıları Atlantik ötesinde de yankı bulmuş; The New York Times gazetesinin 23 Mart 1913 tarihli sayısında ilgili bir haber yer almıştı.

1935_hamdiye

Hiç şüphe yok ki Hamidiye denince, 1913 yılında Akdeniz’de akınlar yapan bir Türk kruvazörü ve komutanı Rauf Bey akla gelir.

Hamidiye için destanlar yazıldı; kitaplar basıldı. Birçok Avrupa ülkesinin deniz harp akademilerinde Hamidiye’nin akınları okutuldu.

Hamidiye’nin Akdeniz seferini kimi yazarlar “korsan savaşı” olarak niteler, kimileri ise “korsan” deyimini yakışıksız bulur. Bana sorarsanız, ben de bu ikinci grubun fikrine katılıyorum. Hamidiye Akdeniz’de Almanların Emden kruvazörü gibi asla korsanlık yapmadı; şerefli bir biçimde, uluslararası sularda savaş kurallarına uyarak savaştı.

1943_hamidiye

Osmanlı İmparatorluğu denizlerde sürekli yenilirken, Yunan donanmasından bile çekinir bir durumdayken, Balkan Harbi’nde izzeti-nefsi kırılmış, şerefi zedelenmiş bir imparatorluğun halkına övünç kaynağı oldu; bir destan yazdı.

Hamidiye, 14 Ocak 1913 günü Çanakkale Boğazından çıktı. Beraberinde Mecidiye kruvazörü ve Yarhisar muhribi vardı. Fakat sonra onları geri gönderdi. Semendirek (Semadirek) adasının arkasından dönerek Simni’nin batısından dosdoğru güneye doğru indi ve Şira (Syros) adasına geldi. Adada bulunan İngiliz gemilerini dışarı çıkardıktan sonra ateşe başladı. Limanda bulunan Makedonya isimli Yunan kruvazörünü yaraladı; sahilde bulunan cephane depolarını ve fabrikaları tahrip etti. Daha sonra güneye yönelerek Girit’i dolandı ve ardından doğuya dönerek Beyrut limanına girdi. Tam demir atmıştı ki uzaktan üç bacalı bir gemi göründü. Bu gemi Yunanların ünlü Averoff kruvazörü olabilirdi. Aceleyle demirini kesip limandan ayrıldı (Meğer bu dumanı görünen gemi aslında o tarihten bir sene sonra Osmanlı’ya sığınacak Alman kruvazörü dört bacak Breslau, yani Midilli imiş).

Hamidiye 19 Ocak 1913’te Port Said’e, 20 Ocak’ta da Süveyş’e geldi. Rauf Bey burada eline geçen gazetelerden 15 Ocak’ta Çanakkale önlerinde Türk-Yunan donanmasının karşılaştığını ve Averoff yüzünden bizim donanmanın yenilmiş olduğunu öğrendi. İstanbul’a telsizle irtibata geçmek için Kızıldeniz’in güneyine inip Cidde limanına demirledi ve şehirdeki telsiz istasyonundan İstanbul ile konuştu.

Hamidiye ve Mecidiye

Hamidiye ve Mecidiye

Hamidiye, 6 Şubat 1913’te Port Sait’ten denize açıldı. Korkunç bir fırtınaya tutulmasına rağmen 14 Şubat’ta Malta’ya geldi. Bu limanda uluslararası kurallara göre 24 saat kalabilecekken, Rauf Bey’in politik manevraları sayesinde üç gün kalarak 450 ton kömür aldı. Buradan doğru Hayfa limanına geldi ve yine kömür aldıktan sonra Beyrut limanına geri döndü. Buradan da kazan suyu aldıktan sonra önce Antalya’nın Kekova limanına, akabinde yeniden Beyrut limanına demirledi.

Hamidiye her yerde coşkulu bir tezahürat ve sevgiyle karşılanıyordu. Beyrut’tayken Arnavutluk’taki birliklere ulaştırılmak üzere 50 ton cephane, 10.000 altın alarak hareket etti. Bu arada geminin pervasızca seyrinden çok rahatsız olan Yunanlar, üç muhribi Hamidiye’yi batırmak üzere seferber etmişlerdi.

12 Mart günü İtalya çizmesinin topuğuna gelen Hamidiye, karşısına çıkan Leros isimli bir Yunan şilebini, mürettebatını aldıktan sonra mahmuzlayarak batırdı. Buradan Şinkin limanına yönelen gemi, ateş ederek limana yaklaştı. Buradaki gemilerin hemen hepsi isabet aldı; altı tanesi battı; birinin kazanı patladığı için çok kayıp verdi.

1930_hamidiye_istanbul

Ardından Şinkin’den ayrılarak, kalan 250 ton kömürüyle ancak İskenderiye limanına varabildi. Burada halk tarafından coşkun bir tezahüratla karşılandı. Artık Şinkin Baskını bütün dünyada duyulmuştu. Hamidiye artık tılsımlı bir gemiydi. Kah orada kah burada görülüyor; adeta uçuyordu. Oysa ki Hamidiye çok yorulmuştu. 10.000 mil yapmıştı. Zaten yeni bir gemi de değildi artık, 10 yaşına geliyordu. Kazanı ve tüm makinelerine onarım gerekiyordu.

Port Said limanından 490 ton su alarak, Süveyş kanalını geçip Kızıldeniz’e girdi. Cidde limanına oradan da Kamerun limanına gelip 600 ton kömür aldı ve tekrar Süveyş’e döndü. Artık gemideki sorunlar çok artmıştı, ciddi bir bakım görmesi gerekiyordu. Bunun yeri de İstanbul limanıydı. Hamidiye, İstanbul limanından ayrılışından tam 7 ay 24 gün sonra başkente döndü.

İstanbul halkı Hamidiye’yi heyecanla bekliyordu. 7Eylül günü Yeşilköy önlerinde göründü. Muhrip filoatillası alay sancaklarını çekmiş, büyün mürettebat çimavira vaziyetinde Hamidiye’yi bekliyordu. Bayraklarla donatılmış vapurlar, sandallar, kayıklar, istimbotlar, mavnalar, sahillerde, rıhtımlarda toplanan insanlar Hamidiye ve onun kahraman süvarisi Ruf Bey’i selamlıyordu.

Önce Hurdaya Sonra Jilete

İsmi önce Abdulhamit iken Meşrutiyetin İlanıyla Hamidiye’ye çevrilen gemi, Rauf Bey komutasındaki parlak kariyerinden sonra da, 1. Dünya Savaşında Karadeniz’de taarruz ve koruma görevi üstlendi. Cumhuriyet döneminde sırasıyla komutan gemisi, okul gemisi, istasyoner okul gemisi, ihtiyat filo sancak gemisi olarak kullanıldı. Daha sonra Haliç’te yatan gemi 10 Eylül 1964’te hurdaya satıldı. Ardından Paşabahçe’ye çekildi ve 1966’da sökümü tamamlandı.

1966 yılında Hamidiye ve eski bir İngiliz zırhlısı sökülürken

1966 yılında Hamidiye ve eski bir İngiliz zırhlısı sökülürken

Ne yazık ki hem Türk hem dünya tarihine damgasını vurmuş gemilerimize sahip çıkmadık. Bunları mğze haline getirip çocuklarımıza, gelecek nesillere aktaramadık.

Avrupa’da tersi örnekler o kadar çok ki aslında… Küçücük görevler almış olsalar da tarihi gemilerini müze haline getirmiş birçok millet var. Rusya’da rejimin değişmesine rağmen, Ekim Devrimi’ni kıvılcımlayan Aurora zırhlısını Leningrad’da müze olarak ziyaret etmek mümkün. İngiltere’nin H.M.S Victory kadırgasını, Cutty Sark yelkenlisini Greenwich’te, H.M.S Belfast kruvazörünü Portsmouth limanında, ABD’nin U.S.S North Carolina zırhlısını Wilmington’da, Averoff’u Atina’da görebilir, görmekten öte ziyaret edebilirsiniz.

Yok ettiğimiz gazi gemiler

  • Mahmudiye (Kırım Savaşı)
  • Hamidiye (Balkan Savaşı)
  • Yavuz (1. Dünya Savaşı)
  • Nusrat (Çanakkale Savaşı)
  • Muavenet-i Milliye (Çanakkale Savaşı)
  • Bandırma (Kurtuluş Savaşı)

_________________________________________________________________________________________________________

Kaynaklar:
  • NTV Tarih Sayı:2
  • Wikipedia
  • The Ottoman Steam Navy 1828-1923
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s