2. Dünya Savaşında Japon İmparatorluk Donanması Denizaltıları

Özellikle türkçe kaynaklarda kendine fazla yer bulamayan konulardan bir tanesi de Japon Donanması ve Pasifik Savaşları. Önümüzdeki günlerde yayınlamayı düşündüğüm konulardan bir tanesi olan Japon Donanmasının genel durumuna, ayrı bir yazımızda detaylıca değineceğiz. Bu yazımızda ise, daha az bilinen bir kısma, Japon denizaltılarına ve denizaltı çatışmalarına göz atacağız.

type_kd7

2. Dünya Savaşı başladığı tarihte, denizlerin süper gücü kuşkusuz Japonyaydı. Tarihi oldukça eski zamanlara dayanan Japon denizciliği, ilerleyen yıllarda kendini daha da fazla geliştirecek ve sonunda dünyanın en korkutucu deniz gücü haline gelecekti.

Japonya, denizaltı donanmasında, içerisinde en fazla çeşit barındıran ülkeydi. Çok sayıda mürettebata sahip büyük denizaltıları, ikmal denizaltıları, cep denizaltıları, orta-mesafe denizaltıları, uzun mesefe denizaltıları (bunların çoğu küçük boyutta deniz uçağı taşıyabiliyorlardı), su altında yüksek hızlara ve çeşitli bomba türlerine sahip denizalltı türlerini sayabiliriz.

Uçsuz bucaksız Pasifik okyanusunda, Japonlar, su üstü ve su altı deniz araçlarını, okyanus şartlarına uygun halde planlayıp, bunun sonucunda 20.000 deniz mili mesafesinde duraklamadan seyahat edebilen ve 100 günün üzerinde tek başlarına kalabilecek kapasitedeki gemilere sahipti. Bu şartlar ve gerekli kapasite elbette ki Japon denizaltılarının boyutlarına da yansıyacak ve dönemin en büyük ve en ağır denizaltılarına sahip olacaklardı. 5000 tonun üzerindeki Japon denizaltıları, 120 metreden uzun gövdeye ve 14 knot hızda 37.500 deniz mili menzile sahip olacaklardı. Bu denizaltılar, o dönemlerdeki Almanların ünlü U-Bot’ları da dahil olmak üzere, dizel-elektrik motora sahip hiçbir denizaltının sahip olmadığı özelliklerdi. Bu denizaltılardan birkaç tanesi 3 tane deniz uçağı taşıyabilecek kapasitede olup, toplamda, bir veya daha fazla deniz uçağı taşıyabilecek kapasitede 41 tane denizaltıya sahipti. Dönemin diğer deniz güçlerine karşı kıyas yapıldığında aradaki fark muazzamdı.

2. Dünya Savaşında, 3000 tonun üzerindeki, dünyadaki 56 denizaltının 52’si Japon denizaltılarıydı. Japonların ürettiği 65 adet denizaltı, 10 knot hızda 20.000 deniz milinden fazla menzile sahipti. Bu, dönemin müttefik donanmasına kesinlikle olmayan bir özellikti. 1945 yılına gelindiğinde 23 ve üzeri knot hızlara çıkabilen, 10.000 beygir gücü üzeri motorlara sahip dünyadaki 57 denizaltıdan 39’u Japon donanmasına aitti.

L4

Japon donanması aynı zamanda dünyadaki, deniz seviyesi altında, en yüksek hıza çıkabilen denizaltıları da üretmiştir. Su altında, 19 knot hıza ulaşabilen 78 cep denizaltısına sahip olan Japon donanması, 16 knot hıza çıkabilen 110 ayrı denizaltıya da sahipti. Aynı dönemde, Almanların ünlü U-Bot’larından Type XXI modeli 17,5 knot hıza ulaşabiliyordu. 1938 yılının başlarında, deneysel olarak yapılan Denizaltı No:71 modeli 21 knot üzeri hızlara çıkmayı başarmıştır.

Japon denizaltılarının üstünlüklüleri bu kadarla da bitmiyordu, kullandıkları torpidolar ve ateşeleme teknolojisinde açık ara yine en iyi durumdaydı. Type 95 torpidoları, diğer ülkelerin torpidolarındaki gibi sıkıştırılmış hava ve alkol yerine saf oksijen ve gazyağı (parafin) kullanılmaktaydı. Müttefiklerin kullandığı torpidolara göre 3 kat daha fazla menzili olan Type 95’in, farkedilmesi de zordu. Savaşın başlarında 405 kilogram olarak patlayıcı başlığı, ilerleyen zamanda yapılan iyileştirmelerle 550 kg ağırlığa ulaşacaktı. Bu bakımdan da dönemin tüm torpidolarından daha ağır ve daha büyüktü. Japonlar, torpidolarında Type 97 adını verdikleri, yüzde 60 TNT ve yüzde 40 hexanitrodiphenylamine den oluşan karşımı kullanmaktaydılar. Daha ilk yıllardan tekil bağlantılı ateşleme sistemine sahip olan Japon donanmasının bu teknolojisine, Amerika, 1943 yılının sonlarında kavuşacaktı. Type 95’in yanı sıra Type 92 adı verilen elektrikli torpidoları da üreten Japonya, egsozu olmayan bu torpidoların, düşman tarafından farkedilmesi de mümkün olmayacaktır. Savaş sonrası dönemde de geliştirilmiş versiyonları çeşitli ülkelerce kullanılmaya devam etti.

Boyutları, menzilleri, hızları ve torpidoları dönemin en iyisi olmasına rağmen Japon denizaltılarının başarısı ilginç bir şekilde oldukça sönük olacaktır. Bunun ana nedeni ise Tsushima’nın 40 yıl önce belirlediği Japon denizcilik doktrininde, denizdeki savaş unsurlarının, çatışmalarda düşmana üstünlük kurup, kesin bir zafer elde etmesi prensibine dayanmaktaydı. Almanlardan tamamen farklı olarak Japon denizaltıları düşman ticari gemi ve konvoylarını avlamak için değil, aksine ticari gemilere göre çok daha silahlı, hızlı, teknolojik gemiler olan muharip gemileri avlama amacında olacaklardı. Denizaltılar, suyun altında seyreden, gözlem yapan ve düşmanın en zayıf anında onu vurması planlanan bir anlayışla hareket edecekti. 1942 yılına gelindiğinde bu anlayış mümkün olduğu derecede bazı başarılar getirecek, bunun sonucunda müttefik donanmasına ait 2 uçak gemisini, bir ağır kruvazörü ve birkaç destroyeri batıracak, bir uçak gemisine iki kez vurmak suretiyle ve bir ağır kruvazöre de ağır hasar verecekti. Tüm bunlara rağmen, müttefiklerin istihbarat, teknoloji, yöntem ve sayısal üstünlüklerinin artması bu başarıların devamının gelmesini önleyeceği gibi, Japon denizaltılarının kaderleri bakımından korkunç bir sona da yol açacaktı. Savaş boyunca Japon denizaltıları 184 ticaret gemisini batırmış ve toplamda 907.000 GRT’yi batırabilmiştir. Almanların ise 2840 gemi batırması sonucunda 14.3 milyon GRT, Amerikanın 1070 gemi batırması ile beraber 4.65 milyon GRT ve İngilizlerin de 493 gemi batırıp toplamda 1.52 milyon GRT çağında verdikleri zararlar kıyaslandığında, Japonya’nın açık ara en kötü performansa sahip olduğu görülmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Japonların denizaltılarını savaş gemisi avlamaya yönelik kullandıklarının bir göstergesidir. Denizaltılar Amerika’nın batı sahillerinde, Avustralya, Yeni Zelanda, Hawaii, Panama Kanalı gibi bölgelerde oldukça uzun sayılabilecek süreçlerde devriye görevlerinde bulunmuştur.

HA-201

Aynı zamanda denizle izole edilmiş yüzlerce adada bayrağı olan Japonya, bu adalardaki garnizonlarının ikmali için de, sayısız derecede sorti yapmış ve ikmal malzemeleri taşımıştır. Hatta bu doğrultuda 26 kadar denizaltı, silahsızlandırılıp, taşıma kapasitesi artırılmış ve sadece ikmal yapma amacı ile kullanılmıştır.

Japon denizaltılarının hayal kırıklığı yaratan performansları, kaderlerini de şekillendirdi. Savaşın başlangıcında 63 savaş denizaltısına (cep ve diğerleri hariç) sahip olan Japonya, savaş süresince 111 adet daha üretecek ve toplamda 174 adet denizaltısı savaşlarda rol alacaktır. 174 denizaltının 128 tanesi ise asla savaşın sonunu göremeyecektir. Bu bakımdan bir kayıp ile Alman U-Bot’larının oranları birbirine yakındır. Savaşlarda inanılmaz yüksek oranda kayıplar veren denizaltılar, örneğin, Pearl Harbor saldırısında 30 denizaltı ile de saldırmasına rağmen, saldırı bittiğinde hiçbiri hayatta kalamayacaktır.

Alman U-Bot’ları ile karşılaştırıldığında Japon denizaltıları, boyutlarının büyüklüğü nedeniyle gözle tespit edilmesi kolay, radar ile kolayca görülebilen, yavaşça dalan, zor manevra yapabilen ve vurulması kolay denizaltılardı. U-Botlar kadar güçlü olmayan gövdeleri, onlar kadar derinlere inme imkanı sunmuyor ve saldırılardan kaçamıyorlardı. Tüm bunlara rağmen belki de en önemli eksik, Japon denizaltılarında 1944 yılının haziran ayına kadar hiçbir radarının olmamasıydı. Müttefik güçlerinin kullandığı radar-tespit teknolojisinin arasındaki bu derin uçurum, kayıpların bu denli yüksek olacağının da bir göstergesi sayılacaktır.

Atlantik sularında U-Botlarla, Pasifik sularında da Japon denizaltılarla yapılan amansız mücadele sonucu, müttefik ülkelerin (İngiltere, Amerika) ASW denilen anti-denizaltı araçları ve teknolojisinde oldukça ileri mesafeler kaydedildi. Bu araştırma ve geliştirmenin meyvelerinden bir tanesi de 1944 haziran ayında, Amerikan donanması, Japonların gizli mesajlarını çözebilmeleri nedeniyle yerini öğrendikleri I-52 denizaltısını, uçak gemisinden kalkan bir uçakla, üstelik gece vakti, radarla tespit edecek ve yine aynı uçakta bulunan akustik bombalar ile denizaltı vurulacaktı. Ancak Japonların o dönemde kesinlikle böyle bir teknolojisi bulunmadığı gibi, bunu önleyecek teknolojiden de mahrumdu.

Tüm bu dezavantajlar doğrultusunda Japonların denizaltı gücünün morali alaşağı olmuş ve savaş sonrası döneme de bunlar yansımıştır. Amerikan batı sahillerinde ve Pasifik adalarında herhangi bir temas olmaksızın boşuna geçen onlarca gün, Japonya’ya pahalıya patlamış ve başlardaki kıyaslanamaz üstünlüğü, savaşın sonlarında ise tam bir utanca dönüşmüştür. Son dönemlerdeki teknolojik atılımlar ise zaten rüzgarı karşısına almış Japonya için hiçbir anlam ifade etmeyecektir…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s