Alman Rüzgar Tünelleri (1934-1945)

Bf 109E at Braunschweig 1940

Savaşlar; ülkelerin, toplumların, bireylerin kendi sahip oldukları imkanları en üst düzeyde kullanıp, sonuçlarını da maksimum verimlilikte ve etkinlikte kullanmayı amaç edindiği dönemlerdir. Nasıl ki silahlar, insanların birbirlerini daha etkili öldürmesi için geliştiriliyorsa, fedakarlık ve azim de daha güçlü olmayı, daha korkutucu olmayı ve (haklı veya haksız) amaçlarına bir an önce ulaşmaya hizmet etmektedir. Bu uğurda inanılmaz miktarlarda para, bilimsel çalışmalar ve hatta yeri geldiğinde zorla alıkonulmalar pek normal şeyler olarak değerlendirilebilir. Bu yazımızda Almanların 1930’lı yılların başlangıcından savaşın son dönemleri olan 1945’li yıllara kadar havacılık sanayisini ve teknolojisini geliştirme amaçlı yaptığı yatırımlarından en büyük ve dikkat çekici olan, rüzgar tünellerini ve buna bağlı olarak havacılık teknolojisindeki gelişmelerini inceleyeceğiz.

Braunschweig’in eteklerinde, uçsuz bucaksız ormanlarla kaplı, hafif engebeli ve dağınık halde bulunan bazı çiftlik evlerinin olduğu bir bölüm uzanır. En azından hava keşiflerinde böyle göründüğü aşikar. Ancak gayet zararsız görünen Almanya’nın bu köşesinde bazı şeyler, üzerindeki kamuflajı kaldırdıktan sonra gayet sıradışı bir ortama dönüşecek. Goring Hava Silahları Tesisi (Luftfahrtforschungsanstalt Hermann Goring) tam bu noktada, ağaçların ve patikaların altında yer almaktaydı. Kullanıldığı süre boyunca oldukça gizli birçok projenin geliştirilme hatta hayata geçirilmesi aşamalarına ev sahipliği yapan bu tesis, havadan kesinlikle tespit edilemeyecek şekilde çok iyi gizlenmişti. Zırh, balistik ve benzeri spesifik alanlarda her biri en az 40 gizli proje barındarın birimleri ile gerçekten bu kadar gizli ve saklanmaya değer bir yer olduğu belliydi. Büyük süpersonik rüzgar tünelleri yapılmıştı ve yer şekilleri nedeniyle, hava giriş delikleri toprak seviyesinde bulunuyordu. Havadan tespit edilebilme ihtimaline karşın toprak seviyesindeki bu bölmelerin üzerine, her şeyi en ince detayına kadar yapılmış, içi boş çiftlik evleri kurulmuştu. Bir taraftan yüksek miktarlarda içeriye çekilen hava, tünellerde, yapılacak testler için kullanıldıktan sonra kanallar aracılığıyla ve tamamen sessiz olacak şekilde dışarı atılmaktaydı. Tüm bu işlemler, ne bölge halkı ne de herhangi bir düşman birimi tarafından hiçbir zaman fark edilemeyecekti.

Savaş esnasında, müttefik bombardıman uçaklarının, Almanya’daki nerdeyse tüm sanayi ve askeri yapılarını vurmalarına karşılık bu bölge, bir hava akınında kasabaya atılacak 2 adet bomba dışında herhangi bir bomba sesi dahi duymayacaktı.

Bf 109E at

Almanya’da Nazi rejimi iktidarı eleme geçirmeden hemen önce, havacılık endüstrisinde yoğun bir şirketleşme dönemi içerisindeydi. Şirketleşmenin yanı sıra, sektör, politik çıkarlara da alet edilecek ve gelişimi tüm bu koşullar altında oldukça çetrefilli bir sürece doğru yol alacaktı. Ancak daha sonrasında nasyonel sosyalizmin yükselişi bu dengeleri değiştirecekti. Tüm bu gelişmelere rağmen, o dönemde dünyada esen sert ekonomik bunalım, havacılık endüstrisini de yoğun olarak etkilemişti. Devletten yardım alabilen sadece birkaç şanslı şirket ayakta kalabilecek ve bunun sonucu olarak da havacılık endüstrisi büyük ölçekte daralmaya gidecekti. 1929 yılından sonra hükümetin deflasyonist politikaları sonucunda halihazırda tanınan yardım ve teşviklerde de büyük bir kesintiye gidilecek, sonucunda da birçok şirket iflas bayrağını çekecekti. 1931 yılı sonlarında ise düzelen ekonomi ve tekrardan gelişen yardımlar, Alman havacılık sanayisini tekrardan canlandıracak ve istihdam oranlarını üst seviyelere çekecekti.

Nazi iktidarının başa geçmesinin ardından, havacılık sanayisine yapılacak yatırımlar ve teşvikler Erhard Milch ve Adolf Baeumker önderliğinde programlanacaktı. Yeni kurulan Havacılık Bakanlığı (kısaca RLM), gerek duyulan atılımları bir an önce gerçekleştirmek adına harekete geçecek ve bunun sonucunda da havacılık şirketleri, daha etkin olabilmeleri adına, devlet kontolünde, otonom bir yapıya geçirilecekti.

İlk olarak AVA firması, hükümetten, geniş rüzgar tünelleri inşası konusunda gerekli izinleri aldı. Bu geniş rüzgar tünelleri, havacılık teknolojisinin ilerlemesi için gerekli olan tüm araştırmaların yapılacağı ana merkez olacaktı. İlk olarak 1920 yıllarının başında yapılması düşünülen bu tüneller, söz konusu ekonomik krizlerin etkisiyle rafa kaldırılmış ve yaklaşık 10 küsür yıldan sonra hayata geçirlecek ilk adımdaki proje olmuştur. Havacılık sanayisine ayrılan pay kademeli olarak 40 milyon Reichmark’a çıkartılacak ve 1920’li yılların sektör üzerindeki kara bulutları bir an önce giderilecekti. Çok kısa sürede rüzgarın tamamen değişti sektör, o dönemlerde oldukça geniş imkanlar ve teşvikler sunan Fransa ve İngiltere’de çalışan Alman mühendis ve bilimadamları için de ülkelerine dönüp çalışabilecekleri ortamın oluşması anlamına da geliyordu.

İlk büyük rüzgar tünellerinin inşaası 1934 yılında tamamlandı. Eldeki 28 milyon mark gerekli görülen hatta füturistik fikilerin dahi test edilebileceği bir imkan sunmaktaydı. Tüneller, 5 x7 ve 6×8 metrelik, eliptik şekilli, soğutma sistemlerinin, transmisyon, pervane ve motorların her açıdan test edilebileceği kapasitedeydi. Yine aynı yıl, şekli devasa bir yumurtayı andıran Trudelwindkanal adı verilen devasa tünellerdi. Bu tüneller aynı zamanda Almanya içerisinde bir propaganda malzemesi olarak da kullanıldı. İkinci Dünya Savaşının başlangıcında yaklaşık 2000 kişinin çalıştığı bu tesislerde, konaklamalar dahi yer altında inşa edilen dev merkezlerden sağlanıyordu. 1934 yılında tamamlanan rüzgar tünellerinin ardından 2 yıl sonra tesis, boyuna ve enine olacak şekilde daha da büyütülecekti. Büyüyen ve gelişen iş kapasitesi nedeniyle yeniden bir hiyerarşik düzen oturtulmuş ve projelerin yürütülmesi tam bir koordinasyon halinde yürütülmeye devam ettirilmiştir. İlerleyen günlerden otonominin azalması, DVL’nin daha geniş ve büyük çaplı projeler oluşturmasına aynı zamanda daha rahat çalışma koşullarından dolayı araştırmaların nitelik ve niceliğinde de iyileşmeler sağlandığı tespit edilcekti.

Göttingen’deki AVA tesisleri de hızlıca büyüdü. Burada yapılan tüneller Lufthansa ve Luftwaffe pilotları için navigasyon çalışmalarının ağırlıklı olarak yapıldığı tesislerdi. Diğer yandan ilk soğuk tünellerin yapıldığı yer olan bu tesislerde -60 derece sıcaklıkta ve 0.1 basınçta testler yapılmaktaydı.

1937 yılına gelindiğinde AVA tam anlamıyla bağımsız bir kurum niteliğine kavuşacaktı. RLM’nin cömertçe yaptığı yardımlar ve bütçeler sayesinde çalışan sayısı da 1933 yılında 80 den 450’ye, 1936 yılında da 700’ün üzerine çıkacaktı. İlerleyen zamanda, oldukça modern tesislere kavuşacak olan AVA, Alman havacılığının muazzam talepleri karşısında nerdeyse 24 saat kesintisiz çalışmak zorunda kalacağı bir sürece girecekti. AVA, DVL gibi, çok büyük çapta projeler ve araştırmalar yapmak istiyordu, bu da siyasi mekanizmayı zorlaması anlamına geliyordu ancak bir süre sonra, araştırma merkezinin yöneticisi olan Albert Betz, bakanlık tarafından görevinden alınacak ve yerine çok daha güvenilir bir isim getirecekti. Bu da açıkça Alman hükümetinin, şirketlere bir noktaya kadar serbestlik tanıdığını ve bu çizgi dışına çıkıldığı taktirde anında müdahale yapacağı anlamına da geliyordu.

Bf 109 test ca.1941

Merkezileşme politikasının kaldırılıp, büyük bilimsel gelişmelerin olduğu bu dönemde, 1938 yılında Hitler’in milleştirme politikası kapsamında, Versay anlaşmasının bağlayıcı maddelerini reddetmesi sonucunda, Alman havacılık sanayisinin önü açılmıştı. Nazi rejimindeki en güçlü ikinci adam olan Göring, tüm bu araştırmalarla bizzat ilgilenecek ve elindeki tüm imkanları çekinmeden kullanacaktı.

Lippisch DFS 40 at Peenemunde

Alman havacılık araştırmalarından, merkezileştirme politikası tamamen kaldırılmıştı. DVL ve AVA’nın hemen her konudaki gayretleri ve atılımları birçok avantaj sağlıyordu. Ancak yeni yapılan bu modern tesisler, elektriğin ve diğer kaynakların adeta sınırsızca sömürülmesine de sebep oluyordu. Bunların yanı sıra AVA ve DVL’nin fiziksel sınırlarına ulaşması ve olası bir düşman hava saldırısına açık olması da bir başka problem olarak masada bekliyordu. Tüm bunlar tartışılırken, hükümetin, tüm Alman coğrafyasındaki bileşenlerin (insan kaynakları, yer altı kaynakları, tesisler, fabrikalar vs) sağlıklı bir merkezileştirme operasyonu ile eskisine oranla çok daha etkili olabileceği bir operasyona start verilmişti. Bunun sonucunda da Alman Havacılık Araştırmaları Merkezi kısa adıyla DFL kurulmuştu.

1939 yılı sonrasında Blitzkrieg taktiğiyle ani baskınlar ve ele geçirilen düşman tesisleri arasında Paris yakınlarındaki, Avrupa’nın en büyük rüzgar tünellerinin olduğu tesisler de ele geçirilecekti. Bu merkez de bir an önce Alman Havacılık Araştırmaları ağına dahil edilecekti.

Ju  390C  Amerika Me 328 carrier model test

DFL, kurulduktan sonra, kendi alanında en büyük ve en önemli kurum olma özelliğini taşıyacaktı. DVL, sonraki süreçlerde daha basit araştırmalara odaklanırken, DFL, Brunswick bölgesinde, geniş ormanlıkların içerisinde yeni bir tesis oluşturacaktı. Göttingen’deki tesislere oldukça benzeyen bu tesislerdeki rüzgar tünellerinde, diğerlerindeki gibi balistik deneyler yapılamayacak, çapraz konumlanan tünellerde, saatte 200 km/s hızlara çıkan rüzgarla uçuş ve kanat dayanıklılık testleri yapılacaktı. Bakanlığın başındaki Adolf Baeumker bu defa turnayı gözünden vurmuştu. 1942 yılına gelindiğinde DFL, en büyük projesine de başlamış olacaktı.

439px-Bundesarchiv_Bild_102-17158,_Deutsche_Versuchsanstalt_für_Luftfahrt

Brunswick’de yapılan bu merkez Nazi Almanyasının araştırma-geliştirme politikalarının da bir göstergesiydi. Obsesif şekilde dışarıya kapalı aynı zamanda fiki açıdan da korunaklı ve hava saldırılarına karşı dayanıklı yapılar inşa etmek üzerine kuruluydu. Her ne kadar merkezi bir yönetimden kontrol edilseler de, araştırmalardan ve sonuçlardan bilimadamları kendileri sorumluydu. Otonom ve baskıcı bir tutumun araştırmalar ve araştırmacılar üzerinde olumsuz etkileri olduğu gözlendiği için, mümkün olan en fazla şekilde bu firmalar ve çalışanları bağımsız şekilde işleri yürütmek istiyorlardı. Dönemin Havacılık Bakanlığının planları her zaman uzun vadeliydi ve araştırmalar daha çok iki noktada ağırlık kazanıyordu; birincisi yüksek hızlı motorlar (yüksek hızlara çıkabilecek kapasiteye sahip), diğeri de silah sistemlerinin daha etkin çalışması üzerineydi.

1941ca_ju288

DFL gibi Münih Havacılık Araştırma Merkezi (kısaca LFM) de rejimin hedefleri doğrultusunda oldukça verimli çalışmalar yürütmekteydi. Ernst Henkel’in Stutgart havacılık firması, 1936 yılında jet motorların geliştirilmesi amacıyla çalışmalara başlamıştı. O dönemlerde inşa halinde olan Brunswick, bu çalışmaları yürütebilecek kapasitede de değildi. Bunun üzerine Havacılık Bakanlığı güney Almanya’da bir yere kurulacak merkezde temel olarak jet motorlarının geliştirilmesi amacı taşıyan rüzgar tünellerinin olduğu tesisler inşa edecekti. Almanya’nın Avusturya’yı ilhakından sonra Münih şehrine bu tesisin kurulması kararlaştırıldı. Ötztal yakınlarında kurulacak bu son derece modern rüzgar tünellerinde 75.000 kW enerji ile yüksek hızlı rüzgar tünelleri ve bu bu tünellerde motorların test edilebileceği imkanlar yaratılacaktı. Bu tünellerinin, Almanya’nın, özellikle ABD havacılık teknolojisi ile arasındaki açığı kapatacağı düşünülüyordu. Ancak ne var ki, devam eden ağır savaş koşulları nedeniyle, Münih’e yapılacak olan bu tesis ertelendi. 1940’lı yılların ortalarında dahi Amerikan havacılık sanayisinin teknolojisi Almanlar’dan öndeydi, Nazi Rejimi, elindeki kısıtlı araştırma kapasitesine rağmen bu açığı kapatmak için uğraşıyordu. 1941 yılından sonra Ötztal’da kurulacak tesis için gerekli ödenecek çıkartılacak ancak inşasının tamamlanması savaşın son dönemlerine denk gelecekti. Kurulması planlanan 8 metrelik devasa tünellerde jet motorunun yanı sıra, yeni nesil roketler ve roket motorları üzerinde de çalışılacaktı.

Bf 109E

İkinci dünya savaşı yılları ve o dönemki teknolojiyi ele aldığımızda, devasa uzunluktaki rüzgar tünelleri gerçekten ilginç bir bilimsel çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yenilikçi, oldukça modern yapılara ek olarak rejimin baskısı ile hızlanan teknolojik gelişmeler, Almanya’nın 1920 sonrası dönemdeki geri kalmış ve modası geçmiş havacılık teknolojisini, zamanının en iyileri arasına sokmayı başarabilmiştir. Savaşın sonunda halen işlemekte olan tesislerden bir tanesinde Mach 4.4 (süpersonik hızda) hava akımları yaratabilen tüneller bulunmaktaydı. Ötztal’daki tesis her ne kadar savaşın sonlarında faaliyete geçmiş olsa da, savaşta kullanılan ilk jet motorlu avcı uçağı ME 262 ve Arado AR 234 gibi jet motorlu bombardıman uçaklarının üretilmesi ve sınırlı zamanda da olsa kullanılmasına imkan sağladı. Eğer bu tesis planlandığı gibi 1940 yılında veya 1941 yılının başlarında tamamlanıp devreye girseydi, gelişen jet motoru teknolojisi ile tarihin akışı şimdikiden çok daha farklı bir noktada olabilirdi. Savaş sonunda teslim olan Almanya’nın, müttefiklerden önce, Sovyetler tarafından bir an önce işgal edilmesinin amacını ise, bu ve buna benzer yüksek teknolojili tesislerden el konulan onlarca projenin ve götürülen bilim adamlarının, savaş sonrası dönemde artık havacılıkta jet motoru çağını açmasını tesadüf olarak görmemek gerek…

Umarım hoşca vakit geçirmişsinizdir, yeni yazılarda görüşmek üzere…

___________________

Kullanılan kaynaklar;
– axis history
– weapons and warfare
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s